Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Kaleii Mzesi
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Rhodiapolis Piskoposluk Kilisesi Kazılarından Üç Mimari Plastik Eser Üzerine Değerlendirmeler
Engin AKYÜREK – Ayça TİRYAKİ*

Antalya’nın Kumluca ilçesindeki Rhodiapolis antik kentinin Erken Bizans dönemine ait bazilikal planlı kilisesinde 2007 yılında kazılara başlanmıştır. Kilise, Suriye ve özellikle Anadolu’nun Akdeniz kıyılarında çok sayıda örneği görülen, doğu tarafı apsis ve pastaphoria odalarını içine alacak biçimde düz bir duvarla sonlanan yapı tipinin yeni bir örneğidir. Kilise, kuzey tarafına bitişik bir yapı ve prothesis odasının kuzey tarafına bitişik küçük bir şapel ile birlikte, birbirleriyle bağlantılı olan bir mimari grup oluşturmaktadır. Kilisenin kuzey nefinin doğu tarafından bir kapı ile kuzeydeki yapıya ve şapele geçilebilmektedir. Bir piskoposluk olan Rhodiapolis’te akropolde yer alan bu büyük kilise, kentin katedral kilisesi ve piskoposluk merkezi olmalıdır. Benzer örneklere bakıldığında, henüz kazısına başlanmamış kuzey yapısı da piskoposluk konutu olabilir. Kilisenin kuruluşu olasılıkla 5. yüzyıl sonları ile 6. yüzyıla tarihlendirilebilir. Ancak Rhodiapolis adı piskopos listelerinde 9. yüzyıla kadar yer almaktadır. Kazılarda da, Rhodiapolis kentinde Bizans varlığına ilişkin daha geç döneme ait bir buluntuya henüz rastlanmamıştır. Yapının ikinci evresi sayılabilecek bazı değişiklikler ise, tarihini tam olarak saptamak henüz mümkün değilse de, yapının ilk evresinden çok sonra değildir. Bu mimari modifikasyonlar, kuzeye şapelin eklenmesi, prothesis odasının kuzey nefe bakan kapısının örülerek pencere haline getirilmesi ve bu odanın bir kapı ile şapele bağlanması, prothesisin örtü sisteminin tonoz ya da kubbe olarak yenilenmesi, kuzey nefin doğu kısmının bir korkuluk levhası ve templon payesi kullanılarak ayrı bir mekân olarak sınırlandırılması olarak sayılabilir. Yazımızın konusu olan üç taş eser de burada sınırlayıcı mimari elemanlar olarak kullanılmışlardır.

Kazılarda çok zengin mimari plastik örnekler ele geçmiştir. Bunların arasında, her üçü de kuzey nefin doğu tarafında ele geçmiş olan iki delikli levha ile bir templon payesi dikkat çekici niteliktedir. Balık pulu motifiyle bezeli delikli levha, kompozisyonu ile eşine ender rastlanacak bir templon levhasıdır ve neredeyse tamam olarak, nef stilobatının hemen yanında bulunmuştur. Levhanın üst ve alt kısımlarında üçer sıra halinde dizilmiş balık pulu motifleri, levhanın orta kısımda üç sıra ‘ucu sivriltilmiş balık pulu’na dönüşmekte ve bu kısmın ortasında da kare içersine yerleştirilmiş bir haç motifi bulunmaktadır. Levha kilisenin templonunun kuzey kısmına aittir. Diğer bir korkuluk levhası, almaşıklı kare ve altıgenlerin kullanıldığı geometrik motifli bir levhadır, ancak gerek diğer templon levhalarının iki katına ulaşan kalınlığı, gerekse göreceli daha kaba işçiliği ve daha düşük taş kalitesi nedeniyle kilisenin templonunda kullanılmış olan bir levha değildir. Kırık ve birçok parçası eksik olan bu levhanın alt kısmı in situ olarak bulunmuştur. Kuzey nefi dik bölen bu levhanın bir ucu, nef stilobatı üzerindeki ilk sütun kaidesinin kenarı kesilerek buraya yerleştirilmiş, diğer ucu ise nef ortasına mozaik zemin kırılarak oturtulan bir templon payesine geçmiştir. Üç yüzü işli templon payesi, kilisenin templon girişinden alınarak burada geometrik motifli levha ile ikinci kez kullanılmıştır. Payenin ön yüzünde dörtgen çerçeveler içersinde yer alan üç kabartma, Erken Bizans dinsel sembolizminin yaygın örnekleri arasında yer alır: Üstte, iki büyük ve aralarında bir küçük balık kabartması; ortada kantharosdan su içen iki kuş figürü ve altta balık figürleri; en alttaki çerçevede ise bir yaban tavşanı figürü yer almaktadır. Payenin yan yüzlerinden birinde, dal kıvrımlarının arasında sırasıyla üzüm salkımı ve asma yaprağı motifleri bulunan bir asma boydan boya uzanmaktadır. Diğer yan yüzde ise boydan boya uzanan bir spiral motifi yer alır. Bu yüzde yer alan iki kenet deliği, payenin orijinalde templon girişinde kapının tutturulduğu paye olarak kullanıldığını gösterir.

İkinci kullanımlarında paye ve geometrik motifli levha, kuzey nefin doğu kısmını bir kapı geçişi bırakacak biçimde sınırlandırarak burada ayrı bir mekân oluşturmak için kullanılmıştır. Bu değişiklik, olasılıkla şapelin inşa edildiği ve prothesis odasının kiliseden ayrılarak şapele bağlandığı mimari değişikliklerle aynı zamanda yapılmıştır. Böylece, kilisenin kuzeyine bitişik piskopos mekânı, şapel ve ona bağlanan prothesis odası ile nefin paye ve levha ile sınırlandırılmış doğu kısmı, birbirleriyle ilişkili, ancak geçişin sınırlı olduğu bir mekânlar grubu oluşturmuştur. Balık pulu motifli levha da, bulunduğu yer dikkate alındığında, bu mekânın templonla olan güney sınırını oluşturmaktaydı. Birbirleriyle bağlantılı bu mekânların ortak kullanıldığı ve normalde kilise cemaatine kapalı olduğu belliyse de, hangi işlevleri karşılamak üzere böyle değişiklikler yapıldığı sorusu henüz aydınlığa kavuşmuş değildir.


* Prof. Dr. Engin Akyürek
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Bizans Sanatı Anabilim Dalı, Laleli, İstanbul
E-posta: eakyurek@istanbul.edu.tr
Arş. Gör. Dr. Ayça Tiryaki
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Bizans Sanatı Anabilim Dalı, Laleli, İstanbul
E-posta: aycatir@istanbul.edu.tr

Özet Listesi