Adalya - Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü Yıllığı
Ana Sayfa Sayılar Yayın İlkeleri Sipariş Formu Linkler İletişim English
Detaylı Arama  
Akmed Anmed Web Sitesini Ziyaret Etmek ?in T?klay?n?z.
Akmed etkinlikleri ve duyuruları hakkında bilgi almak isterseniz listemize üye olunuz.
E-Mail:
İsim:
Soyisim:
 
 
 
 

Ö Z E T

Side'de Bulunan Bir Yeni Hitit Eserinin Düşündürdükleri
Mehmet ÖZHANLI*

Side Müzesi'nde korunan bazalt bir eser, Pamphylia bölgesine özgü olmayan bir malzemeden yapılmış ve de bugüne kadar bilinen tek örnek olmasıyla dikkat çekicidir. Eser, limanın doğu kenarındaki Apollon ve Athena Tapınakları yöresinde bulunmuştur. Yüksekliği 1,20 m. olan kayanın içi huni şeklinde oyulmuştur. Dışarısı ise, kabartma halinde kalın dairesel saplarla birbirine eklenmiş lotus çiçek ve koncaları ile bezenmiştir.

Yeni Hitit kentlerinde görülen eşçesine benzer örnekler bu eserin ilk yapılışta bir altlık olduğundan kuşku bırakmaz. Altlık, söz konusu örneklerde olduğu gibi dikdörtgen plinthe ve torustan oluşmaktadır. Torusun üzerinde kalın dairesel sapları olan lotus çiçek ve koncaları dönemin biçemini yansıtırlar (Res. 3). Bu tarz altlıklarda üst yüzey düz ya da Tell Halaf'ta bir örnekte olduğu gibi ahşap sütunun üzerine oturtulması için oyuklu olabilmektedir. Side örneğinde üst yüzeyde huni şeklinde iki kademeli derin bir oyuk bulunmaktadır (Res. 4). Huni biçimindeki oyuğun etrafı bir kenar şeritle çevrilidir. Oyuğun derin ve iki kademeli yapılmış olması buraya bir heykel veya sütun dikilmiş olabileceği düşüncesinin yanı sıra direkt sunu yapılabileceği ya da bir sunu kabı oturtarak sunuda bulunabilineceğini de akla getirmektedir. Ayrıca, lotus çiçekleriyle bezenmiş gövde, derin ve iki kademeli oyuk ile birlikte ve de kabartılı kenar çerçeveli üst yüzey, altlığın üzerine bir stelin dikilmiş olabileceğini de düşündürmektedir. Eserin ister sütun isterse de heykel altlığı olarak yapılmış olması önemli değildir. Önemli olan Yeni Hitit kentlerinden Akdeniz ticareti sayesinde mimari parçaların da Batı'ya taşınmış olduğunu belgelemesidir. Mimari parça olarak yola çıkarılan eserler, Bayraklıda sütun altlığı olarak kullanılırken, Side'de daha farklı bir işlevde kullanılmış olabilir. Eserin, Side'de tekil olması ve tapınaklar yöresinde bulunması bir adak olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.

"Pamphylia bölgesinin en önemli ve Attaleia kuruluncaya kadar tek liman şehri Side idi." Araştırmacılar tarafından, böylesine önemli bir konuma sahip olan kentin diğerleri gibi ne zaman ve kimler tarafından kurulduğunun, belirsizliği dile getirilerek kuruluş, gelenek haline gelmiş olan, Hellen mitoslarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Pamphylia kentlerinin kuruluşları için hem Hellen mitoslarını anlatılır hem de yerel örgelere dikkat çekilir. Kent kuruluşlarını Hellen göçleri öncesi mi yoksa sonrası mı olduğunu açıkça dile getirmez belirsiz bırakılır. Eusebios'un Side hakkında yazdıklarına değindikten sonra Strabon'dan alıntı yaparak kentin, İ.Ö. 7. yüzyılda Kyme kolonisi olduğunu anlatmak gelenek haline dönüşmüştür. Son yıllarda bu gelenek terk edilerek bölgedeki arkeolojik ve tarihsel veriler daha dikkatlice incelenip yorumlanmaktadır.

Pamphylia kentlerinde yapılan arkeolojik kazılar, kentlerin kuruluşlarının Hellen mitoslarıyla bir bağlantısının olmadığını bilimsel verilerle ortaya koymuştur. Perge kazıları artık bölge tarihinin Hellen mitoslarıyla değil somut verilerle yazılması gerektiğini göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

Side gibi bir liman kentinde bulunan bu eser, İ.Ö. 8. ve 7. yüzyılda Yeni Hitit kentlerinin Akdeniz üzerinden Batı'ya mimari parçalar da ihraç ettiğine bir başka kanıt oluşturmuştur. Batıya aktarım Akdeniz yoluyla gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, bu güne dek anılmayan, Batı Kilikya limanları bu aktarımda büyük bir paya sahiptirler. Özellikle Zincirli'nin Batı Kilikya liman kentleri ile sıkı ticari ilişkileri olduğu, Bayraklı ve Nagidos örneklerinden sonra bu eser ve Ksanthos buluntularıyla bir kez daha belgelenmiştir.

Bu güne dek Kuzey Suriye ve Mezopotamya devletlerinin Fenike ve Kıbrıs üzerinden Akdeniz'e açıldığı düşünülüyordu. Ancak, Batı Kilikya'da Nagidos'ta bulunan yüzlerce pişmiş toprak figürinin Zincirli orthostatlarındaki figürlere olan aşırı benzerliği Doğu Kilikya ile Batı Kilikya arasında sıkı bir sanat bağının olduğunu ortaya koymuştur. Nagidos buluntuları oldukça önemlidir çünkü bu figürinler sayesinde adalarda ve kıyı kentlerde bulunmuş Doğu kökenli bazı eserler, somut verilerle daha doğru yorumlanabilmiştir. Örneğin, Samos'ta açığa çıkarılan büyük bir grup figürin "Kıbrıs malzemesi" olarak değerlendirilmişti, ancak Nagidos eserleriyle aynı kalıptan üretilmiş bu figürinlerin Kıbrıs malzemesi olmadığı ve Batı Kilikya'dan götürüldüğü arkeolojik verilerle kanıtlamıştır. Etkinin yönü Kilikya'dan Samos'a olmuştur. Böylece, Anadolu'nun güney kıyılarındaki Hellen kolonizasyon savları geçerliliğini tamamen kaybetmiştir. İ.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda Anadolu'nun güney limanları Doğu mallarını Batı'ya aktarmada etkin bir rol oynamış ve Akdeniz ticaretine aktif olarak katılmışlardır. 

Bölgenin coğrafyasını oluşturan Toros Dağlarındaki doğal zenginlikler ve nehirlerle hayat bulan verimli ovalarında uygun iklimden dolayı yetiştirilen ürünler, Kilikya'yı, İ.Ö. 2. binden itibaren büyük devletlerin cazibe merkezi durumuna getirmiştir. Eğer söylendiği gibi Güneybatı Anadolu kıyıları ilk kez Hellenler tarafından iskân edilseydi, Doğu'nun hammaddelerini, mamul mallarını, buluşlarını ve fikirlerini taşıyan Uluburun Batığı tam tersine Hellen malzemelerin Doğu'ya taşıyor olacaktı. Gemiciliğin arttığı İ.Ö. 8. ve 7. yüzyılda, gemi yapımında kullanılan sedir ağacı, Toroslarda bolca bulunmaktaydı. Soloi, Seleukeia, Kelenderis, Nagidos ve Selinus gibi içinde gemi inşaat ve tamiri için tersaneler ve bu işler için lüzumlu malzeme stokları bulunan Batı Kilikya limanları konumları itibariyle erken dönemlerden itibaren Toroslardaki bu zenginliği Akdeniz ticaretine sunan çıkış noktaları durumundadırlar. Side'de bulunan ve bu çalışmanın konusunu oluşturan Yeni Hitit eseri de Yeni Hitit kentlerinde üretilen malların Batı Kilikya limanları üzerinden Batı'ya taşındığına bir başka kanıt olarak sunulabilir. Çünkü E. Akurgal, Bayraklı'da açığa çıkarılan yaprak çelengi ile süslü altlık ve başlıkların tümünü Zincirli'ye bağlar. Ancak, Zincirli etkisinin hangi yoldan geldiğine bir açıklık getirmez. Zincirli sanatının Nagidos eserleri üzerindeki etkisi dikkate alındığında Zincirli'nin konumu itibariyle Akdeniz'e Batı Kilikya üzerinden açıldığı söylenebilir. Bayraklı'da bulunan Zincirli sanatı etkisi de bu yoldan gitmiş olmalıdır.

Bayraklı'daki altlık ve başlıklarda olduğu gibi Likya'daki Yeni Hitit etkileri de Zincirli bağlantılı Batı Kilikya üzerinden gerçekleştirilmiştir. Nagidos ve Gözsüce terrakotta figürinleri dışında, Batı Kilikya'da bulunan kireç taşı eserlerin de Zincirli sanatı etkisinde olması bu bağlantıyı iyice güçlendirir. Pamphylia'nın tek limanına sahip olan Side, bu dönemde doğuya ya da batıya giderken uğramak zorunda kalınan bir liman durumunda olması bakımından vazgeçilmezler arasındadır. Side limanı sadece uğrak yeri değildir (Res. 1). Pamphylia'nın bereketli ovasında yetişen ürünler ve ovayı saran Toroslardaki doğal zenginlikler Akdeniz ticaretine Side limanından pazarlanmaktadır. Böylece, liman bir taraftan Pamphylia ovasının zenginliklerini Akdeniz ticaretine aktarmış, diğer taraftan da bölgenin ihtiyaçlarını deniz ticareti ile karşılayarak bölgede ticari dolaşımı sağlamıştır.

Bu güne kadar esere değinen araştırmacılar, Lanckoronski hariç, eserin İ.Ö. 8. ya da 7. yüzyıldan olduğunda hem fikirdirler. Side eserinin biçemde Zincirli'deki başlık ve altlıkların bezemelerine olan benzerliği eserin, Zincirli altlıklarıyla yakın bir tarihte olduğunu göstermektedir. Zincirli Kralı Barrakab dönemi eserleri üzerinde betimlenmiş olan lotus çiçeği betimlemeleri de bu benzerliği pekiştirmektedir. Yeni Hitit örnekleri yoğunlukla İ.Ö. 8. yy iken Assur eserleri İ.Ö. 8. yüzyılın sonu İ.Ö. 7. yüzyılın başına tarihlenir. Akurgal, Bayraklı altlıklarını İ.Ö. 7. yüzyıla tarihler. Sunağın, bazalt taşından yapılmış olması ve üzerindeki bitki bezemesi bunun erken Bayraklı örnekleri gibi güneydoğudan getirildiğine kuşku bırakmaz. Bayraklı yaprak çelenkli altlık ve başlıkların biçim ve bezemelerinin Side eserine olan yakın işçiliği, sunağın bu eserlerle birlikte taşındığına işaret etmektedir.

Side limanının hemen doğu kenarında bulunan iki tapınakta, gemilerin ve limanın koruyucusu olarak tapınım gören tanrı ve tanrıça yerli Anadolu tanrılarıdır. Athena olarak anılan tanrıçanın atribüsü olan nar, hem onun Hellen tanrıçasından farkını ve hem de Tanrıça Kubaba ile bağlantısını ortaya koymaktadır. Side Athenası denizcilerin koruyucusu ve bereket tanrıçası sıfatlarına sahip olmalıdır. Side'ye ulaşan Kilikyalı tüccarlar bu bereket tanrıçasına sunuda bulunarak tanrıçadan himaye ve ticaretlerinde bereket dileyerek yollarına devam etmişlerdir.

Pamphylia'nın erken dönemde Akdeniz'e açıldığı tek liman kenti olan Side, yerli tanrılarıyla, Anadolulu adı ve diliyle, "Hellen göçleri" öncesi var olan önemli bir ticaret kenttir.


*Yrd. Doç. Dr. Mehmet Özhanlı, Süleyman Demirel Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü 32260 Çünür-Isparta.
E-posta: ozhanli@fef.sdu.edu.tr

Özet Listesi